Bugün Ekosistemin işlevleri nelerdir hakkında bilinmesi gerekenleri Uguroflaz yaklaşımıyla ele alıyoruz.
Ekosistemin İşlevleri Nelerdir? Doğanın Görünmeyen Düzenini Anlamak
Bir sabah pencereyi açtığınızı düşünün. Dışarıda bir ağaç var. Belki üzerinde birkaç kuş, dallarının arasında bir böcek, toprağın altında gözle göremediğiniz sayısız canlı bulunuyor. Hafif bir rüzgâr esiyor, yapraklar hareket ediyor. İlk bakışta sıradan bir manzara gibi görünüyor.
Peki o ağacın çevresindeki yaşamdan bir parçayı çıkarsak ne olur?
Arıları, mantarları, solucanları, bakterileri, toprağı, suyu veya o bölgedeki bitkileri tek tek düşündüğümüzde bunların birbirinden bağımsız varlıklar olduğunu sanabiliriz. Oysa doğada neredeyse hiçbir şey tek başına çalışmaz. Bir yaprağın toprağa düşmesi, bir mantarın onu parçalaması, bakterilerin besin maddelerini yeniden kullanılabilir hâle getirmesi ve bitkinin bu maddeleri kökleriyle alması, aynı büyük sistemin farklı aşamalarıdır.
İşte bu nedenle Ekosistemin işlevleri, yalnızca bitkilerin büyümesi veya hayvanların yaşamını sürdürmesiyle sınırlı değildir. Ekosistemler enerjiyi aktarır, maddeleri döngüye sokar, suyu düzenler, toprağı oluşturur, iklimi etkiler, canlılara yaşam alanı sağlar ve insanların beslenmesinden ekonomisine kadar uzanan çok geniş bir alanı destekler.
Üstelik bütün bunlar çoğu zaman biz fark etmeden gerçekleşir.
Ekosistem Nedir?
Ekosistem, belirli bir alandaki canlı organizmalarla onların cansız çevresinin birbirleriyle etkileşiminden oluşan işlevsel bir bütündür. Hava, su, toprak, sıcaklık ve ışık gibi abiyotik faktörler ile bitkiler, hayvanlar, mantarlar ve mikroorganizmalar gibi biyotik bileşenler birlikte değerlendirilir.
Bu nedenle bir göl yalnızca sudan ve balıklardan ibaret değildir. Gölün sıcaklığı, ışık miktarı, tabanındaki tortular, çözünmüş oksijen, algler, bakteriler, balıklar, kuşlar ve çevresindeki bitkiler aynı ekolojik ağın parçalarıdır.
Bir orman da yalnızca ağaçların bulunduğu bir alan değildir. Ormandaki toprak organizmaları, mantarlar, böcekler, otçullar, yırtıcılar, su kaynakları ve atmosfer arasındaki sürekli alışveriş, ormanı bir ekosistem hâline getirir.
Ekosistemin temel bileşenleri
Bir ekosistemi anlamak için şu unsurları birlikte düşünmek gerekir:
Üreticiler: Bitkiler, algler ve bazı bakteriler.
Tüketiciler: Otçul, etçil ve hepçil canlılar.
Ayrıştırıcılar: Özellikle mantarlar ve bakteriler.
Abiyotik faktörler: Su, ışık, sıcaklık, toprak, mineraller ve iklim.
Enerji akışı: Güneşten başlayarak besin ağları boyunca ilerleyen enerji aktarımı.
Madde döngüleri: Karbon, azot, fosfor, su ve diğer elementlerin canlı-cansız ortam arasında dolaşımı.
Bu parçaların birindeki önemli değişiklik, diğerlerini de etkileyebilir.
Düşünelim: Günlük yaşamda çevremizde gördüğümüz bir ağacı gerçekten tek başına bir canlı olarak mı görüyoruz, yoksa onu yaşatan bütün ilişkileri de hesaba katmalı mıyız?
Ekosistem Kavramının Tarihsel Kökleri
Ekosistemi anlamak için ekoloji biliminin nasıl şekillendiğine bakmak gerekir.
Doğa bilimcileri uzun süre canlıları ayrı ayrı incelemeye odaklandı. Bitkilerin özellikleri, hayvanların davranışları veya belirli türlerin yaşam alanları tek tek araştırılıyordu. Ancak zamanla canlıların çevreleriyle olan ilişkilerinin, tek bir türün özelliklerinden daha geniş bir tablo oluşturduğu fark edildi.
“Ekosistem” kavramını kim ortaya attı?
“Ekosistem” terimi, İngiliz ekolog Arthur George Tansley tarafından 1935 yılında ortaya kondu. Tansley, bitki topluluklarını yalnızca canlı organizmaların toplamı olarak görmenin yetersiz olduğunu savunarak canlılarla fiziksel çevreleri arasındaki etkileşimlere dikkat çekti. Çalışması Ecology dergisinde yayımlandı.
A. G. Tansley’nin 1935 tarihli çalışması – Ecology
Bu yaklaşım ekolojide önemli bir kırılma noktasıydı. Çünkü doğa artık yalnızca “türlerin bulunduğu yer” olarak değil, enerji ve maddelerin sürekli hareket ettiği dinamik bir sistem olarak ele alınmaya başladı.
Daha sonraki çalışmalar, özellikle Eugene Odum’un ekosistem yaklaşımını geliştirmesiyle birlikte enerji akışı, besin zincirleri, biyokimyasal döngüler ve ekosistem verimliliği gibi kavramları ekolojinin merkezine taşıdı. Ekosistem kavramının tarihsel gelişimi üzerine çalışmalar, bu fikrin zamanla farklı disiplinlerle bağlantı kurduğunu gösteriyor.
Düşünelim: Bir bilimsel kavramın ortaya çıkması, doğayı değiştirdiği için mi önemlidir, yoksa zaten var olan ilişkileri daha doğru görmemizi sağladığı için mi?
Ekosistemin En Temel İşlevi: Enerji Akışı
Bir ekosistemin çalışabilmesi için enerji gerekir.
Karasal ekosistemlerin büyük bölümünde bu enerjinin başlangıç noktası Güneş’tir. Bitkiler fotosentez yoluyla güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürür. Algler ve bazı fotosentetik bakteriler de benzer şekilde üretici rolü üstlenir.
Daha sonra bu enerji besin zincirleri ve daha karmaşık besin ağları üzerinden diğer canlılara aktarılır.
Basit bir örnek:
Güneş → çimen → çekirge → kurbağa → yılan → yırtıcı kuş
Fakat gerçek doğa bundan çok daha karmaşıktır. Bir kurbağa yalnızca belirli bir böcekle beslenmez; bir yılan da yalnızca tek bir kurbağa türüne bağlı değildir. Bu nedenle ekosistemlerde “besin zinciri”nden çok besin ağı kavramı çoğu zaman daha açıklayıcıdır.
Enerji neden sürekli dolaşmaz?
Madde ekosistemde döngüler hâlinde hareket ederken enerji aynı şekilde geri dönmez. Enerji, canlılar arasında aktarılırken önemli bir bölümü ısı olarak kaybedilir.
OpenStax’ın ekoloji kaynaklarında aktarıldığı üzere, enerji transferleri arasındaki kayıplar besin zincirlerinin uzunluğunu sınırlar; genellikle birkaç trofik aktarım sonrasında üst düzey bir tüketiciyi destekleyecek enerji miktarı ciddi biçimde azalır.
Bu nedenle bir ekosistemde üreticilerin varlığı son derece kritiktir.
Düşünelim: Market rafındaki bir yiyeceği düşündüğümüzde, o yiyeceğin arkasındaki güneş ışığını, toprağı, suyu ve canlılar arasındaki enerji transferini ne kadar kolay unutuyoruz?
Besin Maddelerinin Döngüsü: Doğanın Geri Dönüşüm Sistemi
Ekosistemin ikinci büyük işlevlerinden biri, maddelerin yeniden kullanılmasını sağlamaktır.
Bir ağaç öldüğünde içindeki karbon, azot, fosfor ve diğer elementler ortadan kaybolmaz. Ayrıştırıcı organizmalar ölü dokuları parçalar ve maddelerin bir bölümünü toprağa, suya veya atmosfere yeniden kazandırır.
Bu süreç biyokimyasal döngüler sayesinde gerçekleşir.
Karbon döngüsü
Karbon; atmosfer, bitkiler, hayvanlar, toprak ve okyanuslar arasında sürekli hareket eder.
Bitkiler atmosferdeki karbondioksiti fotosentez sırasında kullanarak organik madde üretir. Hayvanlar bitkileri veya diğer hayvanları tüketerek karbonu bünyelerine alır. Solunum ve ayrışma süreçleri karbonun yeniden atmosfere veya diğer depolara dönmesine katkı sağlar.
İnsan faaliyetleri ise bu doğal döngünün dengesini büyük ölçekte değiştirebilir.
Azot ve fosfor döngüsü
Azot, proteinlerin ve nükleik asitlerin temel bileşenlerinden biridir. Fosfor ise DNA, ATP ve hücre zarları gibi biyolojik yapılar için önem taşır.
Toprak mikroorganizmaları bu elementlerin canlıların kullanabileceği formlara dönüşmesinde kritik rol oynar.
Bu yüzden toprağı yalnızca bitkilerin üzerinde durduğu bir yüzey olarak görmek büyük bir eksikliktir. Toprak, başlı başına canlılarla kimyasal süreçlerin iç içe geçtiği karmaşık bir ekosistemdir.
Düşünelim: Çöpe attığımız bir yaprağın “yok olduğunu” düşünmek yerine onun doğadaki başka bir yaşam için hammaddeye dönüştüğünü hatırlasak, atık kavramına bakışımız değişir miydi?
Ekosistemin İşlevleri Nelerdir?
“Ekosistemin işlevleri nelerdir?” sorusuna tek bir cümleyle cevap vermek mümkün değildir. Ekosistem işlevleri birbirine bağlı çok sayıda biyolojik ve fiziksel süreci kapsar.
Başlıca işlevler şunlardır:
Enerji akışını sağlamak
Besin maddelerini döngüye sokmak
Birincil üretim gerçekleştirmek
Toprak oluşumunu desteklemek
Su döngüsünü düzenlemek
Karbonu depolamak ve karbon döngüsüne katkıda bulunmak
Hava ve su kalitesini düzenlemek
Erozyonu azaltmak
Tozlaşmayı desteklemek
Atıkların ayrışmasını sağlamak
Canlılara yaşam alanı sunmak
Biyolojik çeşitliliği korumak
İklim ve mikroiklim üzerinde düzenleyici rol oynamak
İnsanlara ekonomik, kültürel ve estetik faydalar sağlamak
Bu işlevlerin birçoğu aynı zamanda ekosistem hizmetleri şeklinde insan refahıyla ilişkilendirilir. IPBES değerlendirmelerinde gıda, su, iklim düzenleme, su akışlarının düzenlenmesi, tozlaşma, hastalık ve zararlı kontrolü, besin döngüsü, toprak oluşumu ve kültürel faydalar gibi çok çeşitli hizmet ve işlevler ele alınmaktadır.
Ekosistem Hizmetleri: Doğa Bize Ne Sağlıyor?
Ekosistem hizmetleri kavramı, ekosistemlerin insan yaşamına yaptığı katkıları görünür hâle getirir.
Bunlar genellikle dört ana grupta incelenir:
1. Sağlayıcı hizmetler
Doğrudan kullandığımız maddi kaynaklardır.
Gıda
İçme ve kullanma suyu
Kereste
Lif
Yakıt
Tıbbi kaynaklar
Genetik kaynaklar
Bir meyvenin market rafına gelmesi yalnızca tarımsal üretimin sonucu değildir. Toprak, su, mikroorganizmalar, iklim, tozlaştırıcılar ve diğer ekolojik süreçler üretimin arkasındaki görünmeyen altyapıyı oluşturur.
2. Düzenleyici hizmetler
Ekosistemlerin çevresel süreçleri düzenleme kapasitesidir.
Örneğin:
Karbonun depolanması
İklim düzenlemesi
Su kalitesinin korunması
Sel riskinin azaltılması
Erozyonun sınırlandırılması
Zararlıların doğal yollarla kontrol edilmesi
Havanın filtrelenmesine katkı
Bir sulak alanı yalnızca “bataklık” olarak görmek bu işlevleri görünmez kılar. Oysa sulak alanlar suyun hareketini ve kalitesini etkileyen önemli doğal sistemlerdir.
3. Destekleyici işlevler
Bunlar diğer ekosistem hizmetlerinin gerçekleşmesini sağlayan temel süreçlerdir.
Birincil üretim
Besin döngüsü
Toprak oluşumu
Habitat oluşumu
Türlerin yaşam döngülerinin sürdürülmesi
Destekleyici işlevler biraz altyapıya benzer. Yolun kendisi yolculuğun amacı olmayabilir ama yol olmadan yolculuk yapılamaz.
4. Kültürel hizmetler
Doğanın insana sağladığı maddi olmayan katkıları kapsar.
Rekreasyon
Turizm
Estetik değer
İlham
Eğitim
Kültürel kimlik
Manevi ve psikolojik faydalar
Bu alan özellikle şehirleşmenin hızlandığı günümüzde daha fazla önem kazanıyor. Bir parkın değerini yalnızca içinde yetişen ağaçların kereste miktarıyla ölçmek, onun insan yaşamındaki gerçek etkisinin büyük bölümünü kaçırır.
Düşünelim: Bir ormanın ekonomik değerini yalnızca kesildiğinde elde edilecek odun miktarıyla ölçmek sizce gerçekten yeterli olabilir mi?
Tozlaşma: Küçük Canlıların Büyük Ekonomik Rolü
Bir arının çiçekten çiçeğe uçtuğunu gördüğümüzde bunu genellikle doğal ve sıradan bir olay olarak düşünürüz.
Oysa tozlaşma, ekosistemlerin insanlara sağladığı en önemli hizmetlerden biridir.
FAO verilerine göre dünyadaki gıda ürünlerinin yaklaşık %75’i en azından kısmen tozlaştırıcılara bağlıdır. Tozlaştırıcılar ayrıca dünya genelindeki tarımsal üretimin yaklaşık %35’ine hacim bakımından katkıda bulunmaktadır.
Bu yalnızca bal arıları anlamına gelmez. Arılar, kelebekler, güveler, bazı kuşlar, yarasalar, böcekler ve başka hayvanlar da tozlaşmaya katkıda bulunabilir.
Daha çarpıcı olan ise ekonomik boyuttur. FAO, hayvanlar tarafından gerçekleştirilen tozlaşmanın küresel yıllık gıda üretiminde 235 milyar ila 577 milyar ABD doları arasında bir değere doğrudan katkı sağladığına ilişkin tahminleri aktarıyor.
Yani küçücük bir böceğin yaptığı iş, küresel gıda sisteminin bir parçasıdır.
Düşünelim: Bir ekosistemde “önemsiz” olduğunu düşündüğümüz bir türün aslında hangi görünmez görevi yerine getirdiğini bilmeden onu kaybetmenin sonuçlarını tahmin edebilir miyiz?
Biyolojik Çeşitlilik Neden Ekosistem İşlevleri İçin Önemlidir?
Bir ekosistemin yalnızca tür sayısıyla değerlendirilmesi yeterli değildir. Türlerin birbirleriyle olan ilişkileri, genetik çeşitlilik ve ekosistemin yapısal özellikleri de önem taşır.
Biyoçeşitlilik, ekosistemlerin değişen koşullara karşı dayanıklılığını etkileyebilir.
Örneğin bir hastalık belirli bir bitki türünü etkilediğinde, aynı ekosistemdeki diğer bitkilerin varlığı sistemin tamamen çökmesini önleyebilir. Benzer şekilde farklı tozlaştırıcı türlerinin bulunması, çevresel koşullar değiştiğinde tozlaşma sürecinin devamlılığına katkı sağlayabilir. FAO da tozlaştırıcı çeşitliliğinin mevcut ve gelecekteki iklim koşullarında tarımsal ekosistemlerin dayanıklılığını artırabileceğini vurgulamaktadır.
Bu durum bizi ekolojik direnç ve ekolojik dayanıklılık kavramlarına götürür.
Bir ekosistemin bozulmaya karşı mevcut yapısını koruma kapasitesi dirençle, bir bozulmadan sonra toparlanma kapasitesi ise dayanıklılıkla ilişkilidir.
Düşünelim: Bir ekosistemi güçlü yapan şey yalnızca çok sayıda canlı barındırması mı, yoksa bu canlıların birbirinden farklı roller üstlenmesi mi?
Ormanlar, Sulak Alanlar ve Okyanuslar Neden Vazgeçilmez?
Her ekosistemin işlevleri aynı değildir. Bir ormanın yaptığı işlerle bir mercan resifinin veya sulak alanın işlevleri arasında farklılıklar vardır.
Orman ekosistemleri
Ormanlar:
Karbon depolar.
Toprak oluşumuna katkıda bulunur.
Su döngüsünü etkiler.
Çok sayıda türe habitat sağlar.
Erozyonu azaltabilir.
Yerel iklim koşullarını etkileyebilir.
İnsanlara gıda, lif ve diğer doğal kaynakları sağlayabilir.
Sulak alanlar
Sulak alanlar suyun tutulması, filtrelenmesi ve biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi bakımından önemlidir.
Balıklar, kuşlar, amfibiler, omurgasızlar ve mikroorganizmalar için kritik yaşam alanları sağlayabilirler.
Deniz ekosistemleri
Okyanuslar küresel karbon döngüsünde büyük rol oynar. Denizel besin ağları, planktondan balinalara kadar uzanan karmaşık ilişkiler içerir.
Bu nedenle “ekosistem işlevi” yalnızca karada gerçekleşen bir süreç değildir. Dünya’nın yaşam destek sistemi, kara ve deniz ekosistemlerinin birlikte oluşturduğu devasa bir ağdır.
Düşünelim: Bir ekosistemi yalnızca bulunduğumuz coğrafyaya bakarak anlamaya çalışmak, küresel ölçekte birbirine bağlanan süreçlerin ne kadarını gözden kaçırmamıza neden olur?
Ekosistemlerin Günümüzde Karşılaştığı Tehditler
Ekosistemler doğal olarak değişir. Ormanlar yaşlanır, yangınlar meydana gelir, nehirlerin yatakları değişir, türlerin dağılımı zamanla farklılaşır.
Ancak günümüzde değişimin hızı ve ölçeği önemli bir tartışma konusudur.
Başlıca baskılar arasında:
Arazi kullanım değişiklikleri
Habitat parçalanması
İklim değişikliği
Kirlilik
Aşırı kaynak kullanımı
İstilacı türler
Yoğun tarım uygulamaları
Aşırı avlanma
Ormansızlaşma
bulunmaktadır.
Millennium Ecosystem Assessment kapsamında 1.360’tan fazla uzmanın katkısıyla yapılan küresel değerlendirme, insanların yaşam kalitesini doğrudan destekleyen ekosistemlerin ve hizmetlerin durumunu kapsamlı biçimde incelemişti. Değerlendirmede ekosistem hizmetlerinin yaklaşık %60’ının bozulduğu veya sürdürülemez biçimde kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştı.
Bu oran tek başına geleceğin nasıl olacağını söylemez. Ancak doğanın sunduğu hizmetlerin sınırsız olmadığını açık biçimde gösterir.
Düşünelim: Doğanın bize sunduğu bir hizmeti ancak bozulduğunda fark ediyorsak, sürdürülebilirlik politikaları neden çoğu zaman kriz ortaya çıktıktan sonra hız kazanıyor?
Günümüzdeki Tartışma: Doğayı Ekonomik Değerle Ölçmek Doğru mu?
Ekosistem hizmetleri kavramı önemli bir sorunu gündeme getirdi: Doğanın insanlara sağladığı faydaları ekonomik sistemlerde nasıl görünür hâle getirebiliriz?
Bir orman karbon depoluyorsa bunun değeri nedir?
Bir sulak alan sel riskini azaltıyorsa bunun ekonomik karşılığı nasıl hesaplanır?
Bir arı tarımsal üretime katkıda bulunuyorsa bu hizmetin fiyatı nedir?
Ekosistem hizmetlerinin ekonomik olarak değerlendirilmesi, çevresel karar alma süreçlerinde doğanın katkısını görünür kılabilir. Fakat burada ciddi bir tartışma vardır: Her şeyi parasal değerle ifade etmek, doğanın kültürel, etik ve varoluşsal değerlerini azaltabilir mi?
Bu tartışma ekonomi, ekoloji, hukuk, siyaset bilimi ve etik gibi farklı alanları bir araya getiriyor.
Ekosistemlerin değerini yalnızca “insana ne kadar para kazandırdığı” üzerinden değerlendirmek eksik olabilir. Öte yandan ekonomik kararların doğanın gerçek maliyetlerini görmezden gelmesi de ciddi sonuçlara yol açabilir.
Dolayısıyla günümüzde tartışma yalnızca “doğanın değeri var mı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Doğanın değerini hangi ölçütlerle ve kimin perspektifinden değerlendirmeliyiz?
İklim Değişikliği Ekosistem İşlevlerini Nasıl Etkiliyor?
İklim değişikliği yalnızca sıcaklıkların artması anlamına gelmez.
Yağış rejimleri değişebilir, sıcak hava dalgaları sıklaşabilir, kuraklık dönemleri uzayabilir ve bazı canlıların yaşam alanları değişebilir. Bu değişiklikler tek tek türleri etkilerken türler arasındaki ilişkileri de bozabilir.
Örneğin bir bitkinin çiçeklenme dönemi ile onu tozlaştıran böceğin aktif olduğu dönem birbirinden ayrılırsa, her iki türün de varlığı devam etse bile aralarındaki ekolojik ilişki zayıflayabilir.
Benzer şekilde okyanusların ısınması ve kimyasal koşullarındaki değişimler denizel ekosistemlerin işleyişini etkileyebilir.
Bu nedenle ekosistemleri korumak yalnızca türleri korumak anlamına gelmez. Türlerin içinde bulunduğu ekolojik ilişkiler ağını da korumak gerekir.
IPBES’in küresel değerlendirmeleri, biyolojik çeşitlilik ile ekosistemlerin işleyişinin ve insan refahının birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini ortaya koyan geniş bir bilimsel literatüre dayanıyor.
Düşünelim: Bir türü korumak yeterli midir, yoksa o türün bağlı olduğu habitatı, besin ağını ve iklim koşullarını da aynı anda korumak mı gerekir?
Şehirler de Birer Ekosistemdir
“Ekosistem” denildiğinde akla genellikle orman, göl veya deniz gelir.
Oysa şehirler de canlılarla cansız çevrenin sürekli etkileşim içinde olduğu sistemlerdir.
Bir şehirde:
Ağaçlar gölge sağlar.
Bitkiler havadaki bazı kirleticilerin tutulmasına katkıda bulunur.
Parklar canlılara habitat sağlar.
Toprak yağmur suyunun bir bölümünü emebilir.
Kuşlar ve böcekler kentsel biyolojik çeşitliliğin parçasıdır.
Yeşil alanlar mikroiklimi etkileyebilir.
İnsanlar doğayla temas ederek kültürel ve psikolojik faydalar elde edebilir.
Bu yüzden son yıllarda kentsel ekoloji, sürdürülebilir şehircilik ve doğa temelli çözümler giderek daha fazla konuşuluyor.
Bir şehrin ortasındaki küçük bir yeşil alan bile çevresindeki sıcaklık, su hareketi, canlı çeşitliliği ve insan davranışları üzerinde etkiler oluşturabilir.
Düşünelim: Betonun arasındaki küçük bir parkı “boş alan” olarak görmek yerine onu şehrin ekolojik altyapısının bir parçası olarak değerlendirseydik, şehirleri nasıl tasarlardık?
Ekosistemlerin İşlevlerini Korumak İçin Ne Yapılabilir?
Ekosistemleri korumak yalnızca tek bir canlı türünü korumaktan daha geniş bir yaklaşım gerektirir.
Koruma açısından öne çıkan yaklaşımlar
Doğal habitatların korunması
Habitatlar arasındaki ekolojik bağlantıların güçlendirilmesi
Sulak alanların ve ormanların restore edilmesi
Toprak sağlığının korunması
Sürdürülebilir tarım yöntemlerinin geliştirilmesi
Pestisit kullanımının dikkatli yönetilmesi
Su kaynaklarının kirlenmesinin önlenmesi
Aşırı avcılığın sınırlandırılması
İstilacı türlerin kontrol edilmesi
İklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması
Kentlerde yeşil altyapının geliştirilmesi
Biyolojik çeşitliliğin izlenmesi
Burada önemli olan nokta, doğayı insanlardan tamamen ayrı bir alan olarak düşünmemektir.
İnsanlar ekosistemlerin dışında yaşamıyor. Tarım, enerji, su, sağlık, ekonomi ve yerleşim sistemlerimiz doğrudan ekolojik süreçlere bağlı.
Bu nedenle ekosistemleri korumak aslında kendi yaşam koşullarımızı korumaktır.
Düşünelim: Doğayı korumak ile insan yaşamını korumak arasında gerçekten bir ayrım var mı?
Sonuç: Ekosistem Bir Manzara Değil, Çalışan Bir Sistemdir
“Ekosistemin işlevleri nelerdir?” sorusunun cevabını yalnızca birkaç maddeyle sıralamak mümkün olsa da bu, konunun özünü anlatmaya yetmez.
Ekosistem;
enerji akışıdır,
madde döngüsüdür,
besin ağıdır,
toprak oluşumudur,
su hareketidir,
tozlaşmadır,
karbon depolamadır,
habitat sağlamadır,
biyoçeşitliliktir,
iklim düzenlemesidir.
Ve bütün bunların ötesinde, canlıların birbirleriyle kurduğu ilişkiler bütünüdür.
Bir yaprağın toprağa düşmesi, bir mantarın onu parçalaması, bakterilerin besinleri dönüştürmesi, bitkinin köklerinin bu maddeleri yeniden kullanması ve başka bir canlının o bitkiyle beslenmesi, doğanın sessiz fakat sürekli çalışan döngülerinden yalnızca biridir.
İnsanların doğayla ilişkisini anlamanın en önemli yollarından biri de bu görünmeyen bağlantıları fark etmektir.
Bugün bir ormana baktığımızda yalnızca ağaçları görmeyebiliriz. Ağacın kökleriyle toprağı, toprağın mikroorganizmalarla ilişkisini, yaprakların karbon döngüsündeki rolünü, kuşların ve böceklerin besin ağındaki yerini ve yağmurun bütün bu sistemi harekete geçiren unsur olduğunu düşünebiliriz.
Belki de ekosistem kavramının en çarpıcı tarafı burada ortaya çıkıyor:
Doğada tek başına duran neredeyse hiçbir şey yoktur.
Bir ekosistemin gücü, parçalarının yalnızca var olmasından değil, birbirleriyle kurdukları ilişkilerin devam edebilmesinden doğar.
Bu nedenle ekosistemlerin işlevlerini korumak, yalnızca birkaç türü korumaktan ibaret değildir. Enerji akışını, madde döngülerini, habitatları, toprakları, suları ve canlılar arasındaki ilişkileri birlikte düşünmek gerekir.
Ve belki de pencerenin önündeki o sıradan ağaç, ilk bakışta göründüğünden çok daha büyük bir hikâyenin parçasıdır.
Son soru şu: Etrafımızdaki doğayı yalnızca bize sunduğu kaynaklarla değil, kendi başına işleyen ve yaşamın devamını sağlayan karmaşık bir sistem olarak görmeye başladığımızda, onunla kurduğumuz ilişki nasıl değişirdi?
Kaynaklar ve Akademik Okuma
Tansley, A. G. (1935), “The Use and Abuse of Vegetational Concepts and Terms”, Ecology
OpenStax – Ecology of Ecosystems
OpenStax – Energy Flow through Ecosystems
IPBES – Global Assessment Report on Biodiversity and Ecosystem Services
FAO – Global Action on Pollination Services for Sustainable Agriculture
FAO – Pollinators vital to our food supply under threat
IPBES – Millennium Ecosystem Assessment kayıt ve değerlendirme bilgileri
Kaynak bağlantılarını doğrudan ekle
Umarız Ekosistemin işlevleri nelerdir konusunda aklınızdaki soruların çoğuna cevap verebilmişizdir.